20 Haziran 2015 Cumartesi

Sivas Şeyh Merzuban Söylencesi


Sivas
Şeyh Merzuban Söylencesi
Söylenceye göre Şeyh Merzuban ,Xlll.yy ın ikiinci ayrısında yaşamış XlV.yy.başında ölmüştür.Buraya şeyhinin buyruğuyla Horasan'dan gelmiştir.Asıl adı Mahmud Ra Mazruban'dır.Amacı insanları doğru yola çağırmak onlara iyiyi doğruyu göstermektir.
Selçuklu sultanı Alaeedin Keykubat Doğu seferine çıkmıştır.Bir süre kışla denilen yerde konaklar.Geceleri uzaktan uzağa yanan bir ışık ilgisini çekmiştir.Halka sorar Şeyhi sevmeyenlerden biri "Sultanım orada sarhoş bir Şeyh oturur.Gece Gündüz demez içer.Çıra o nedenle sönmüyor."der.
Sultan daha da ilgilenir.Ertesi gün iki deveye şarap yükler ve Şeyhe gönderir.Devret yakınlarında develerin bir adım bile atmadıkları huzursuzlandıkları görülür.Askerlerde develeri kımıldatamazlar. Sonunda:"Bari gidip Şeyhe söyleyelim de yardım etsin."derler.
Yanına vardıklarında ilk kez Şeyh konuşur:"Sultana selam söyleyin,bize öyle şey gerekmez.Bazısı kuvvetli,kılıcı keskin olsun,Develerdeki yüklerin bir dengi yağ,bir dengi bal olsun,cümlesini askere yedirsin taam olsun" der.
Askerler dönüp olanları Sultan anlatırlar,Develerin yükü açıldığında bir dengi yağ,bir denginin bal olduğu görülür.Bunlarla orduya helva pişirilir.Tüm askerler doyar,gene de tükenmez.Bunu üzerine Sultan, Şeyhi tanımak ister.Yanına varıp duasını alır.yola koyulur.Düşmanla yüz yüze gelirler.düşman çok güçlüdür.Sultan yenilmek üzereyken ,Şeyh Merzuban'ın sözü aklına gelir."Bana yardım edecekti kavlimiz böylemiydi?" diye içinden geçirir.Sağ yanına döndüğünde Şeyhin Yanı başındaki çayda abdest aldığını görür.İşi bitince ayağa kalkar:"sultanım kalbini bozma,zafer senindir" deyip atına atlar;yalın kılıç düşman üstüne varır.Sultanın askerleri de ardından gider.Düşman bozguna uğrar.
Seferden dönüşte,sultan gene Şeyhe uğrar.Tekke ile zara arasına boş bir alana toprak yığdırıp koskoca bir tepe yaptırır.(günümüzde bu tepeye sadaka tepesi denmektedir) Şeyhi buraya çıkarıp,gözünün gördüğü yerleri bağışlayacağını söyler.Divriği yönünü isteyen şeyh ,buraları tekkenin malı yapar.Günümüzde de bu topraklar  Şeyh Merzuban Tekesi'nindir.
Günün birinde Alaeddin Keykubad'ın canı kahve ister.Cariye kahveyi pişirip tepsiye koyduğunda eline sürekli iki fincan gelir.Ayırıp tek fincan koyar,dönüp baktığında tepside yine iki fincan vardır.Bu durum birkaç kez yinelenince durumu sultana anlatır.Sözünü bitirmeden kapı açılır.Şeyh Merzuban girer.Şeyh Merzuban günümüzde de bir ziyaret yeridir.



Kösdoğan Söylencesi
Divriği kalesinin egemeni Mengücükoğlu Şahin Şah 'ın Ertuğrul adlı yiğit bir oğlu vardır.Ertuğrul günün birinde geyik avına çıkar,av izlerken karşı yakaya geçer.O sırada adamlarıyla birlikte oradan geçen Belkıs ile karşılaşır.Kız öyle güzeldir ki içine ateş düşer.Belkıs ta bu yiğit delikanlıdan hoşlanmıştır.
Ertuğrul atını sürüp babasının yanına varır,Belkısla evlenmek istediğini söyler;kızın babası din ayrımı gözetip kızı vermezse savaş açmasını ister.Şah Ermeni kralına adamlarıyla durumu bildirir.Kral elçileri güler yüzle karşılar,ikramlarda bulunur.Şahı reddetmeyi hemen göze alamadığından :"Savaş da neymiş?Hiç şahlar şahı kızımı isterde ben vermez miyim? Yalnız hemen cevaplamam olmaz kızımla da bir konuşayım" der.
Belkıs çoktan razıdır.Ertuğrul bey gün batımlarında kalenin burcuna çıkar ,okunun ucuna bağladığı mektubu ,Belkıs'a fırlatır.Belkıs da iki gün sonra aynı yolla cevabını yollar.Zamanla Belkıs'ın cevabı gecikmeye başlar.Ertuğrul bey Babasından bir kez daha elçiler göndermesini ister.Bu kez Kral:Kızımla konuştum o da istekli,ama kızım çok gururludur.Erkek çocuğum olmadığından onu bir erkek gibi yetiştirdim.Şimdi o da "ben şahın oğluna varmak isterim,dillerini de dinlerini de kabul ederim ,ancak varacağım erkeğinde ne denli yiğit olduğunu görmeliyim diyor." der.Elçiler biz ağızdan:"şahınızın oğlu dilediğinizden de yiğit ,dilediğinizden de merttir.Dileğiniz nedir?"diye sorar.Kral da "Kalenizin burcundan kalın bir halat gerile Bu halat üç gün üç gece iç yağıyla yağlanan Şahımızın  oğlu huzurumuzda bu halata tutunarak boğazı geçip bizim kalemize vara .Bunu başarırsa kızımı veririm"der.
Elçiler durumu Şaha anlatır.Şah bunu kabul etmek istemez oğlunu vazgeçirmek için yalvarmaları fayda etmez Ertuğrul Bey  Belkıs'a kavuşmak için her şeyi kabul eder.
Hazırlıklar tamamlanır,büyük gün gelir çatar.Ertuğrul halata tutunup karşıya geçmeye çalışır Belkıs'ın yüreği ağzındadır.Ertuğrul bey büyük bir gayretle karşıya geçmeye çalışmaktadır.Tam kale burcuna tutunacağı sırada  Ermeni kral yanındaki Pehlivanına "kes doğan" diye seslenir.pehlivanın halatı kesmesiyle Ertuğrul bey uçuruma yuvarlanıp parçalanır durumu gören Belkıs ta kendini burçtan atar.
Şahin Şah ordusuyla Belkıs Kalesi'ne yürür.Kaleyi alır.Kral kaçmayı başarır.Olaydan sonra kalenin adı Kesdoğan olarak anılır.Günümüzde kalenin duvarlarında kan lekesine benzeyen lekeler vardır bunların aşıkların kanı olduğuna inanılır.
Sultan Gölü söylencesi
Bir zamanlar Şarkışla'da ouran Ağca  Bey adlı varsıl bir kişi Yazları Sultan gölü'nün üst yanındaki Akdağ Tepeleri'nde geçirmektedir.Çok istediği halde bir erkek çocuğu olmamıştır.Tek kızı Sultan'ın üstüne titrer.Sultan da çok güzel biridir.Yöredeki tüm beylerin gözü üzerindedir.Babası bakar ki kızını beylerden kurtarmanın yolu yoktur onu erkek kılığına sokar karısıyla kendi ölünceye kadar onu evlendirmemeye karar verir.Cirit,güreş,at koşturma da kızın üstüne yoktur.Kızı tanınmasın diye bey temelli buraya yerleşir; Akçakışla adlı bir köy kurar.
Bahar gelince Kayseri,Karamandan Avşarlar  yöreye gelirler. Akdağ'ın üstü Avşarlar'ın çadırlarıyla renklenir.Günün birinde sürülerini Akdağ çıkaran Avşarlar,Akçakışla'ya yakın bir yerde gecelerler.Herkesin uykuya daldığı aylı bir gecede çobanlardan Külahçıoğlu kavalını öyle bir üflerki,dağ taş kulak kesilir.Sultan'da sese uyanmış,kendinden geçmiştir.Hemen atına atlayıp sese doğru gider.Çobanı bulur.Bir süre söyleşirler.Sultan çobana sevdalanmıştır.Adını sorar;"Adımıza Külahçıoğlu derler Avşarlardanız" der.Kız :"bu tepenin adı Külahçıoğlu koydum.Her Bahar burada bir gece kal ve kaval çal.Al şu çevre sana armağanım olsun,beni andıkça kokla.Ben kızım,adımda Sultan.gönlümün ağası oldun.Sen de beni göğsüne sultan et" der.Atına atlayıp gider.Çoban ardından vargücüyle bağırırsa da işittiremez.Yoksul bir çoban olduğu düşüncesiyle Sultan'ın kendisine varmayacağı düşüncesiyle günden güne erir.Diyar diyar dolaşır.Derdini kavalına döker.Ertesi yıl yine Akçadağ'a gelir.Sultan Külahçıoğlu'nun kavalını duyar duymaz atına atlayıp yanına varır.söyleşir koklaşırlar.Bu böyle devam ederken bey durumu öğrenip çok kızar.Kızını bir odaya kapatır.Külahçıoğlu Sultan'ın gelmediğini görünce onu aramaya başlar dağ demez taş demez sonunda yaşlı bir kadın onu Sultana götürür.Sarılıp koklaşırlar ve "Akdağlar'ın namlı karı erirse,Kızılırmak boz bulanık akarsa,kekiklerin tavşanların kokmaya başladığı zaman kaçalım" diye sözleşirler.
Sonunda gün gelir Sultan'ın kulağı kavalın sesindedir.Fırtınalı bir günde kavalın sesini duyar atına atlayıp sese doğru gider,ama ses her defasında değişik yerden gelmektedir.Rüzgarın oyunundan şaşıran sultan atını bir sağa bir sola sürer.Sonunda sesin Turna Dağı'ndan geldiğine karar verir ve o yana gider.Dağ ulaşmak için Kızılırmak'ı geçmek gerekmektedir.Oysa Kızılırmak coşmuş kabarmıştır.sultan atını sürer,sulara kapılır bir türlü karşıya varamaz.Sonunda atı havalanır gibi olup kızı karşıya atar.At sakatlanmıştır.Kaval sesi gitgide uzaklaşmaktadır.Sultan deliye döner.Turna Dağı'na yönelir.Bir uçurum başına varır.Aşağıda da bir ırmak çağıldamaktadır.Ses uzaklaştıkça sultan umutsuzluğa kapılır,otları tırnaklaya tırnaklaya yol almaya çalışır.Tam yaklaştığında ayağı kayar,Kızılırmak'ın sularına kapılır.Ertesi gün buralarda gezen avcılar sultanın cansız cesedine rastlarlar.Külahçıoğlu'da yiter gider,bir daha kimse ondan haber alamaz.bundan sonra Sultan'ın düştüğü su Sultan Gölü ,yar da Sultan Yar'ı adıyla anılır.
Dikilitaş söylencesi
Zara'nın varsıl ailelerinden Hacı Ahmet oğlunu evlendirmektedir.düğün evinde her şey boldur.Herkes yiyip içmekte gülüp eğlenmektedir.
Ertesi gün düğün alayı hazırlanır;güvey samenbaşının elini öper,yola çıkılır.İş beklemeye kalmıştır.Güvey merak içindedir.Arkadaşları güveyi samenin gelişini izlemek için dikilitaş Tepesi'ne çıkarır.


Bir süre sonra samenler görünür.Geleneklere göre samen havaya ateş ederken güveyi vurur.Cansız bedeni yere yuvarlanır.Düğün evi bir anda yasa bürünür.Haberi alan gelin kendini Kızılırmak'ın serin sularına atar.Bir süre sonra Kızılırmak tan çıkarılan ceset güveyin yanına gömülür.İkisi yan yana gömülüdür.Dikilitaş tepesindeki bu mezar günümüzde de kavuşamayanların ziyaret yeridir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder