Blog Arşivi

20 Haziran 2015 Cumartesi

Kırşehir Ahi Evran a ilişkin söylence



Kırşehir

Ahi Evran a ilişkin söylence
İlk işçi esnaf örgütünün kurucusu olarak bilinen Ahi Evran bir ermiş olarak bilinir ona  ilişkin yapılan birçok söylence vardır.Bunlardan  biri de şudur:
Ahi Evran,bir gün Hacı Bektaş'ı Veli'yi Kırşehir'e davet eder.İki dost Özbağ deresi kıyısında sohbete tutuşur,ama kurbağaların sesinden bir türlü rahat edemezler.Ahi Evran dayanamıyor ve:
-"Ya siz susun biz konuşalım yada biz susalım siz konuşun!" deyince kurbağaların sesi kesilir. O gün bu gündür bir daha kurbağaların sesi Özbağ Deresi'nde duyulmaz.
Hacı Bektaş'ı Veli'ye ilişkin söylence
Bir gün dervişin biri H.Bektaşı Veli'ye "Şeyh nedir?,sadık nedir,muhip nedir?,Aşık nedir?" diye sorar."Erenler bize beryan eder mi? " Hacı Bektaş'ı Veli bu soruyu cevaplamaz.bir başka derviş çağırır.:"Dervişim Kara Reis'te bize atanmış bir para vardır.git al getir." der.Derviş "Nereye gideyim,Kara Reis'i nerede bulayım."diye sorunca,Hacı Bektaş'ı Veli hoşnutsuzluğunu belli eder.Bir başka dervişini çağırır.O da Kara Reis'in yerini,oraya nasıl varacağını sorunca,bekleyen dervişe döner.Görevi ona verir.Derviş birşey sormadan yola düşer.
Gide gide bir yere varır neresi olduğunu sorunca Hindistan'ın Delhi Kenti olduğunu öğrenir. Sokak sokak dolaşırken yolu kent pazarına düşer. Birinin kendini çağırdığını görür."Beri gel ey derviş, yanıma gel",şaşırır. Çağırana yaklaşır. Selamlaşırlar adam dervişi konuk eder. Yedirir, içirir, ağırlar. Ertesi sabah içinde bin altın bulunan bir kese verir. Derviş almak istemeyince  "Sen Hint diyarına bunu almak için gelmedin mi? Benim adım Kara Reis’tir. bir gün Hint Denizindeydik. Birden zorlu bir fırtına çıktı, Her an batabilirdik. Ben duaya durup  erenleri yardıma çağırdım. Bin altın da kurtuluş armağanı adadım. O dakika geminin serenleri arasında bir ulu kişi belirdi. Duasıyla gemiyi kurtardı, varıp elini öptüm, adını bağışlamasını istedim, lütfedip söyledi. Adağı nasıl ulaştıracağımı sorduğumda "Günü gelince sana bir kimse salarım " dedi. O günden beri salacağı kişiyi nasıl bulacağımı düşünür dururum. Dün gece rüyama girdi. Senin geleceğini ondan öğrendim, bu para adak parasıdır" der.
Bundan sonra Kara Reis biner altınlık iki kese altın çıkarır."
şunun la dergahtaki canların kaşığı yansın,bu da senin ayak terin olsun" der .
Derviş şaşkın şaşkın sokakta gezinirken,dünya güzeli bir kızla karşılaşır.Büyülenmiş gibi onu izler.Evine dek gider.Üç gün üç gece kapısından ayrılmaz,görenler "o sana yar olmaz,çok altın gerek,gel vazgeç bu sevdadan" diye uyarırlar.Ama dervişin aklı başından gitmiştir.Üç bin altını verir.Kızı alır.Yalnız kaldıklarında aralarına bir el uzanır.Kız korkar."Korkma " der derviş,o el pirimin elidir.,Rum diyarından aramıza erişti.Bizi uyarır.Yanlış yoldasınız "der.Kız çok etkilenir.O ulu kişiyi merak eder. Altınlarını geri verir."Beni de götür o mübareğin cemalini göreyim" diye yakarır.
Derviş kabul eder."Erenler bizim eksik halimizi görüp yol cefası çektirmezler."der demez kendilerini dergahın önünde bulurlar.Haber salınır.Hacı Bektaş onları huzura alır.Derviş el etek öperek altınları verir.Kusurunun bağışlanmasını diler.Hacı Bektaş sorar.:"Bu olanların hikmetini bildin mi? Bu rumuzun sırrına erdin mi? Derviş şaşkındır. "Buyurun erenler şahı bilelim" der. Hacı Bektaş :
-Sen sordun Şeyh Nedir? Sadık Nedir? Muhib Nedir? Aşık Nedir? Biz de rumuzla haber verdik. Şimdi bu olanlardan sonra sadık sensin, Muhib Kara Reis'tir ki zor zamanında bizi yardıma çağırdı. Kurtulduğunda sözünü tuttu. Adağımızı verdi. Aşık’ta şu kızdır ki Elimizi görüp hikmetimize aşık oldu.Ta buralara geldi.Şeyhliği de biz ettik der.
Sonra Hacı Bektaş'ı Veli keseyi açar. Bin altını derviş güvenç  Abdal'a verir."Kız senin helalindir" deyip nikahlarını kıyar.Kızın cariyesi de oralara gelmiştir.Hacı Bektaş'ı Veli "üçünüz bir olun ,biriniz sır olun" der.
İnanışa göre bu üç kişi kırklar meydanında türbede gömülüdür ve burası bir ziyaret yeridir.

Obruk dağına ilişkin söylence:

İnanışa göre mağaranın içinde ikiye ayrılan yolun birinde bir erkek öbüründe de bir kadın nöbet tutuyor, yol çok uzun olduğundan kimse sonuna varamaz. İçi su dolu olduğundan bir taş atılsa sular taşıp Kırşehir'i basacaktır. Girenler havasızlıktan boğulur bu yüzden kimse buraya giremez.
Mağarada bulunan büyülü bir elbise ele alınca dağılıp dökülür.Toplanıp yerine konursa eski haline döner.
Mağaranın demir kapısı ardında durup dinlenmeden birbirine sürtünüp bilenen iki kılıç vardır. Günün birinde bir yiğit bu kapıyı açacaktır. O yiğit başını bu kılıçlara kapılmadan geçerse içerde saklı herşey onun olacaktır.
Günün birinde mağaranın ağzı bir bir örümcek ağıyla kapalıdır. Görünümünün korkunçluğu yüzünden kimse oraya bakmaya cesaret edemez. Zamanla bir kuş oraya yuva yapar. Örümcek ona dokunmaz. Kuşun yavruları olur, büyümeye başlar. Bir gün bir yıla yavruları yemeye kalkınca örümcek onu ağına çekip öldürür. Bu yüzden örümcek Kırşehir'de kutsal sayılır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder