20 Haziran 2015 Cumartesi

Konya Mevlana Celaleddin Rumi'ye ilişkin söylenceler



Konya


Mevlana Celaleddin Rumi'ye ilişkin söylenceler
Mevlana ile Şems arasındaki yakınlığı çekememektedir. Bunun üzerine Şems birden ortadan kaybolur. Ne zaman nereye gittiğini bilen yoktur.
Mevlana üzgün üzgün Konya çarşısında gezerken kuyumcular çarşısında altın varakları dövenlerin çekiçlerinden çıkan uyumlu sesleri duyar. Öyle bir ses oluşmuştur ki bu sese kendini kaptırır. Eli feracesinin yakasındadır. Evrenin düzeni güneş sistemi, gezegenler, uydular onların ilahi bir düzen içinde dönüşleri aklından geçer. Bu duyguyla dönmeye başlar.Herkes işini gücünü bırakıp onu izlemektedir.gözlerini kapmış başını sağ omuzu üstüne eğmiştir.Bir kolunu gökyüzüne birini de aşağı doğru açmıştır.Kendinden geçmiş tüm acılardan sıyrılmıştır.İzleyenler arasında daha sonra Şems'in yerini alacak olan Selahattin Zerkubi de vardır.Mevlana'nın duygularını anlayan Selahattin Zerkubi de dönmeye başlar.çevresindekilere tüm malını mülkünü bağışlayan Selahattin Zerkubi "Şeyhim" der "senden başka birşeye ihtiyacım yoktur."
Mevlevi ayınlerindeki sema böyle başlar.
Mevlana babasının kabrini ziyarete gider. Her yan gül kokmakta, dallarda bülbüller ötüşmektedir. Mevlana bülbül sesinden bir türlü kendini duaya veremez."İki bülbül bir diyarda ötemez biri susmalı der ve bülbül sesi kesilir. Bir daha da Konya'da bülbül sesi hiç duyulmaz.
Ölünce babasının yanına gömülen Mevlana'nın tabutu toprağa gömülürken babasının  tabutunun saygısından ayağa kalktığı söylenir.


Sultan'ul Ulemaya ilişkin söylence
Mevlana'nın babası Sultan-ül Ulema ya ilişkin ise söylence:
Belh'de bir cuma gecesi üç yüz müftü ve din bilgini aynı düşü görür. Muhammet Mustafa bir sahrada çadır kurmuş dinlenmekte sağ yanında Bahaeddin Veled durmaktadır.Müfütler ve bilginler uzakta diz çökmüş lerdir.Peygamber bu din adamlarına döner ve şöyle der:"bu günden sonra Bahaeddin Veled'e ,Sultan-ül Ulema deyiniz ve öyle hitap ediniz.
Ertesi gün Belh'de ki tüm bilgin ve müftüler Bahaeddin Veled'in müridi olur,aynı düşü gördükleri anlaşılır.Bahaeddin Veled onlar demeden düşünü onlara anlatır.

NASREDDİN HOCA'YA İLİŞKİN SÖYLENCELER
Bir söylenceye göre Halkın düş gücü Hoca'yı Hallacı Mansur ve Seyid Nesimi 'yle arkadaş yapar. Buna göre Akşehir Medresesi'nde Seyit Hayrani'nin öğrencisidir. Mollalar bu üç arkadaşı çok sevmekte, zaman buldukça revaklı bahçede toplanan Hoca'nın fıkralarını, Nesiminin şiirlerini Mansur'un öykülerini dinlemektedirler.
Hayrani bir gün köyüne gitmek zorunda kalır. çok sevdiği kuzusunu Nasrettin, Nesimi, Mansur üçlüsüne emanet eder. Bunlar bir gün yanlarına kuzuyu da alıp kırlara açılır. Bir süre sona canları açıktır. Kuzuyu kesip yemeye karar verirler. Mansur Kesimi, Nesimi deriyi yüzmeyi üstlenir. Hoca’ya:"Ya sen ne yapacaksın?"diye sorarlar."Seyit efendi hoca ermişlerdendir ondan korkarım kuzuya dokunamam ama pişmişine de dayanamam... der kuzuyu kesip yerler.

Seyit Hoca dönünce durumu öğrenir çok kızar."Kim kesti kuzumu çabuk söyleyin" der. Mansur başı önünde :"ben Hoca efendi" der. Nesimi de sözün ardını getirir."bende derisini yüzdüm." Seyit Hoca bu kez de Nasrettin 'e döner "Ya sen sen ne yaptın?" Nasrettin Hoca:"Ben onların hallerine hem güldüm hem de etin ucundan biraz yedim." der.
O zaman Seyit Hayrani şöyle bir bakar ve :"Mansur günün birinde senide böyle kesecekler, Nesimi, senin de derini yüzecekler. Nasrettin sana da kıyamete dek evet kıyamete tek gülecekler. siz istediniz. bu Allah'ın hükmüdür." der.

Dedikleri zamanla bir bir gerçekleşir.
Kaşıkçı güzeli söylencesi
Konya çarşısında küçük bir kaşıkçı dükkanı ve burada çok yakışıklı becerikli bir genç vardır bütün kızlar genci görmeye gelir.Delikanlı hiçbirine yüz vermez.
Bir gün Konya Paşa'sının kızı dükkana gelir.Ustayı görür görmez aşık olur.Peçelidir.yüzünü görmez ama delikanlı da kıza aşık olur.Sevgisini kaşıklarda dile getirir.Öyle güzel kaşıklar yapar ki bir alan bir daha  alır.Paşa kızı her gün dükkana uğramakta deste deste kaşık almaktadır.Günün birinde kızın babası merak edip kaşıkları kimin yaptığın araştırmaya gider yanına şehrin kadısını da alır.Dükkana varır,delikanlıyla konuşur.sözün bir yerinde "..doğrusu çok ustasın kaşıklara diyecek yok ,hele o üzerine yazdığın beyitler,o ne ateş,o ne yangın öyle,belli ki sevdalısın.." der.Delikanlı "sizden gizleyemem Paşam der.Bu sevda yüzünden ne gecem ne gündüzüm belli..."Paşa kızın kim olduğunu sorar.Delikanlı bilmediğini söyleyip olanları anlatınca Paşa şaşırır:
-"sizi başgöz etmek boynumun borcu olsun. Kimin nesi olursa olsun, alacağım sana onu" der.
Birlikte beklemeye başlarlar. Derken kız dadısıyla görünür. Delikanlı işaret edince Paşa kızın peçesini aniden kaldırıverir.Bakar ki kendi kızı!..." Bir kızına bir de delikanlıya bakar ve "Tanrı'nın yazısı böyleymiş.yarından tezi yok düğün kurula" deyip iki sevdalıyı evlendirir.

Tavus baba söylencesi
Konya'nın meram bağları sırtlarında Tavus Baba adlı bir türbe vardır. Burada yatanın kim olduğu, nasıl yaşadığı bilinmemektedir. Onunla ilgili  söylence:

Bir gün şimdi türbenin bulunduğu yere Hint diyarından çok güzel bir kadın gelip yerleşir. Küçük kulübesinde rebap çalar. sesi güzeldir. Mevlevileri büyülemiştir. Kimseler yüzünü göremez. Rebabının eşsiz sesiyle tepenin eteklerinde sema edilir.
Günün birinde birden ses kesilince herkes tepeye koşar. Kulübede kırık bir rebap ve bir yığın tavus tüyünden başka bir şey yoktur. Tüyler toplanır. Buraya bir türbe yapılır. Adına da Tavus Baba türbesi denir. Yörede incelemeler yapan Gotdolevski göre Bektaşiler bu yabancı kadına ölümünden sonra Baba sanını vermiştir. Bu yüzden Tavus Baba diye anılır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder