Blog Arşivi

20 Haziran 2015 Cumartesi

Bitlis Bitlis adına söylence



Bitlis
Bitlis adına söylence
İskender Asya seferinde Bitlis Çayı yöresinde konaklar.Başından yaralıdır.İyi olur düşüncesiyle mendilini çaya batırarak yaraya bastırır.İyi geldiğini görünce kaynağa doğru gider.Kentin şimdiki yerine gelince çayın iki kola ayrıldığını görür.Öce sağdaki Rabat çayı'nı izler.Rabat Çayı'nın suyu yarasına iyi gelmez.Bu kez şimdiki Hüsrev Paşa Çayı'na izler. Hem içip,hem başını daldırdıkça sızısı geçer,yarası iyileşir.Çayın kaynağına varıp çadırını buraya kurar.Ertesi gün kumandanlarından Badlis'e buraya seferden dönene dek kendisinin bile alamayacağı bir kale yapılmasını emreder.
İskender'in ayrılışından bir süre sonra,kale tamamlanır.Sefer dönüşünde İskender,kale kapılarının kapalı olduğunu görür,açılmasını ister.Badlis kaleyi açmayacağını bildirir.Öfkelenen İskender kaleye saldırır,ancak bir türlü alamaz.pek çok asker ölür.Sonunda çekilmek zorunda kalır.Hacılar Çayı'na geldiğinde,Badlis ve komutanlarının kendisini karşıladığını görür.İskender öfkeyle davranışının nedenini sorar.Badlis'de "sizin bile alamayacağınız bir kale yaptırmanızı söylemiştiniz,buyruğunu yerine getirdim. Yaptırdığım kaleyi siz bile alamadınız.Buyurun kalenin anahtarlarını"der.İskender komutanını bağışlar ve o günden sonra kale çevresindeki kente Badlis adı verilir.

Altın Kalbur Söylencesi
Bitlis'in Zeylan mahallesi'nde Altın kalbur denilen bir su kaynağı vardır.Bu su ile ilgili söylence ise:
İnanışa göre kaynağın bulunduğu tepenin yaslandığı dağlarda yaşlı bir kadın yaşar.Kadın koyunlarının sütü,yağıyla geçinir,ama koyunlarını sulayabileceği bir akarsu yoktur.Bir gün uzak bir kaynaktan getirdiği suyla hamur yoğururken,susuz kalmış koyunların suya bakışını görür.Onların durumuna acıyarak Tanrı'ya yalvarır:
-Ulu Tanrım,şu hayvanların ateşini söndür.Nineyi de unutma,şu un kalburunu da altına döndür,der.
Dileği kabul olur.Yamaçtan buz gibi sular akmaya başlar.Önündeki un kalburu da altına dönüşmüştür.Yaşlı kadın bu kez dövünmeye başlar:"keşke bakracın,teknenin,taşın,toprağın da altına dönüşmesini isteseydim" der.O zamanda koyunları,kalburu,teknesiyle birlikte taş kesilir.Yöredeki taşların bu olayın kalıntısı olduğu söylenir.

İskender'in boynuzları söylencesi
Efsaneye göre İskender'in boynuzları vardır bunu bilinmemsi içinde kendisini tıraş eden berberleri öldürürmüş.Berberin birine genç ve yakışıklı olduğu için bir türlü kıyamaz.Sırrını söylememek şartıyla onu bağışlar.Berber de yeminine uyacağına ant içer.
Aradan uzun bir zaman geçer berber hastalanır.Kimse derdine çare bulamaz.Günün birinde karşısına yaşlı bir adam çıkar,hastalığının sakladığı bir sır dan ileri geldiğini söyler.bu sırrı açıklamazsa günün birinde  öleceğini söyler.Kimseye açıklamayacaksa bir suya açıklamasını söyler.Berber de öyle yapar bir göl kenarına gelerek üç kez "İskender'in boynuzlar var" diye fısıldar.fısıldamasıyla göldeki tüm çanlılar "İskender'in boynuzları var diye bağırmaya başlayınca şaşkına döner.
Bunu duyan İskender öfkeyle berberi çağırtır.Berber başından geçenleri anlatınca İskender onu bağışlar ve:
-Yazık oldu kıydığım canlara.Hiç bir sır gizli kalmazmış, diye hayıflanır.

Hüt hüt kuşları söylencesi
İshak ve Pubbu adında iki kardeş vardır.Anneleri ölmüştür.Çok zalim bir üvey anneleri vardır.üvey anne bunları çaya "çul" yıkamaya gönderir.Bacı kardeş hem söyleşir,hem çulları yıkarlar.Nasılsa su,çullardan birini alıp götürür.İshak tüm çabalarına karşın çulu yakalayamaz.Korkudan eve dönemezken,Tanrı'ya yakarır. Çili bulabilmek için kuş olmayı dilerler.dilekleri yerine gelir.O gün bu gündür ötüşerek birbirlerine "İshak çulu buldun mu? Pubbu çulu buldun mu? diye sordukları söylenir.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder