5 Kasım 2013 Salı

Bursa Cennet Bursa Söylencesi



Bursa
Cennet Bursa Söylencesi
Hazreti Süleyman'ın alnında Peygamberlik nuru yanar,başında hükümdarlık tacı parlar.Tanrı ona "Mühr'ü Süleyman" denen,tılsımlı bir mühür bağışlamıştır.Bu mühürle dağa taşa hükmeder,kurda kuşa söz geçirir.Oturduğu taht ta tılsımlıdır.Onunla dünyanın dört bir yanını dolaşır.
Bir gün sağ yanına sağ vezirini,sol yanına sol vezirini alır ve dolaşmaya çıkar.Uludağ'ın bir tepeciğine iner.Doğanın güzelliği karşısında şaşırır.Sağ vezirine dönerek:
"A benim vezirim der,sen çok gezdin,çok gördün.Dünya gözüyle bakınca buralara ne dersin?"
Sağ veziri soruyu şu şekilde cevaplar:
"Ey benim sultanım efendim.Tanrı her güzelliği buraya vermiş ama bunları görüp duyacak,derleyip koklayacak biri olmadıktan sonra neye yarar?"
Hz. Süleyman bu kez sol vezirine sorar:
"A benim vezirim,sen çok yaşadın,çok bilirsin.Dünyada   bu güzelliklerden üstün bir güzellik var mı? "
"Var sultanım var.Dal dal ötüşen kuşların sesi güzeldir ama,gönül yaylasını saran insan sesi,daha güzeldir.Burcu burcu kokan güller güzeldir ama ,hiçbiri gül yanakların gibi domur domur açılmaz.Şu uçsuz bucaksız mavi su güzeldir ama,bir damla göz yaşının ,yanan yüreklere verdiği ferahlığı vermez.Şu prıl prıl gökyüzü güzeldir ama hiçbiri ayın ondördü sultan gibi ay ile bahsedip gün ile doğmaz"
Hz. Süleyman:
Ey benim vezirlerim ikinizde ağzı öpülecek insanlarsınız.Bu yerlerin bir insan eksiği var.Dediğiniz gibi,bu güzellikleri görüp duyacak biri olsaydı ya dile getiri ya da tele getirir de,böyle kaybolup gitmezdi.Üstelik bunlara bir de her güzellikten öte insan güzelliği katılırdı.şimdi biz buraları yurt edinelim.Saray yaptıralım köşkü  beraber,içinde bahçesi,sarayı beraber olsun.Bu saraya güzeller güzeli Belkıs'ın tahtını kuralım.Bu bahçeye de dilediği gülü bülbülü konduralım,ve lakin anahtarı bende kalsın " der.
Bunun üzerine ,dağ, taş "Belkıs,Belkıs" diye inlemeye koyulur.Hz. Süleyman hemen perilerini toplar ve onlarla konuşacak olur.Ama bir peri niyetini gözünden okuyup ağızsız,dilsiz şunları anlatır.:
"Ya Süleyman,can kavmi derler  bir kavim vaktiyle buraya şehir kurmuştu.Ama çin kavmi denen kavimde bu şehre göz koymuştu.Bin yıl dövüştüler durdular ama onlara hayır getirmedi.Tufan gelip şehri sular altında bıraktı.İşte bu dağın eteğindeki göl,göl değil o tufanda göllenip kalmış sulardır.O şehirde bu suların altında yatıyor."
Hz. Süleyman bunu üzerine ,Su perilerini suya salar.gölleri boşaltıp "can şehri" ni ortaya çıkarır.Dağ perilerini de dağlara salar,mermerden bir saray yaptırır.Bu arada Hz. Süleyman'da kuşların kanatlarıyla haber salıp tüm ela gözlüleri "Buyur" eder.Nerede var nerede  yok tüm ela gözlüler gelir,kente yerleşir.Belkıs Sultan'da gelir saraya yerleşir.Sağ vezir bu güzellikleri izlerken:
-Cennet burası,diye duygularını dile getirir.Sol vezirinse kulağı ağır işitir.Bu nedenle sözü "cennet Buresa" şeklinde anlar.O günden bu yana yörenin adı "Bursa " kalır.

Annibal Söylencesi
Bursa adına ait bir söylencede Ünlü Kartaca komutanı Annibal ile ilgilidir.
Annibal karşısına çıkan orduları yene yene Avrupa'ya yayılır.Roma kapılarına dayanır.Kardeşi Asurbal'ın Kartaca da bozguna uğratıldığı haberini alır.Afrika'ya dönmek zorunda kalır.

Ülkesine vardığında,Kartaca'nın düşmek üzere olduğunu görür.Scipion komutasındaki ordulara yenik düşer.Canını zor kurtarır kaçar ve Anadolu'ya gelir.Ünlü kumandan  önce Efes Kralı Antiokhos'tan yardım ister.Daha sonra Bitinya kralı Prusias onu yanına alarak korur.

Prusias büyük bir konukseverlikle Annibal'ı karşılar,sonrada yurt kurup yerleşmesi için Uludağ eteklerinde yer gösterir.Annibal ordusundan kalanlar la burada güzel bir kent kurar.Kral Prusias'a duyduğu minnetin ifadesi olarak da kentin adını "Prusia" koyar.

Ancak,Kral Prusias,bir süre sonra Annibal'e yurtluk vermekle Romalıların düşmanlığını kazanacağını düşünerek pişman olur.Anibal'ı onlara teslim etmeyi kurar.Romalılar'la anlaşır.

Annibal Prusias'ın hazırladığı oyunu haber alınca ,kılık değiştirerek ,birkaç sadık adamıyla Prusia'dan ayrılır.Bir sandalla karşı kıyıya ulaşmaya çalışır.Umutsuzdur,artık sığınabileceği,yaşamını sürdürebileceği bir yer kalmamıştır,yüzüğündeki zehiri içerek yaşamına son verir.Adamları onu karşıya geçirip Gebze dolaylarında toprağa verir.

"Prusia" adının değişime uğrayarak zamanımıza Bursa olarak ulaştığı öne sürülür.
Ajas'ın Çıldırması ve kendini Öldürmesi
Ajas Salamine Kralı Telemon'un oğludur.Yiğit bir kişidir.Ünü heryana yayılmıştır.
Troya savaşları sırasında yarı ölümsüz Akhilleus tek ölümlü yeri olan topuğundan vurularak ölür.Aşil'in ölmezler arasındaki anası,gümüş ayaklı güzel Thetis,Tanrı Hephaitos'un yaptığı ve Aşil'in kullandığı sihirli silahları önüne koyarak şöyle der:

"Oğlumun ölüsünü kim düşmana kaptırmadıysa ,bu şanlı silahlar onun olacaktır."Bunun üzerine ,bu diyarda kahramanca dövüşen Ajas ve Odysseus ,hak ettikleri ödülü almak için ileri atılır.İkisi de silahların kendisine verilmesini söyleyerek birbirine girerler.Ancak bir türlü sonuç alınamaz.Gerçeğin ortaya çıkması için ,Troya'lı tutsaklara danışmaya karar verilir.Düşman olduklarından ,yan tutmayacakları düşünülmektedir.Tutsaklara göre Aşil'in ölüsünü Odysseus kurtarmıştır.silahlar ona verilir.Ajas buna çok üzülür.

Yenilgiye bir türlü katlanamaz.Çılgına döner.Gün doğarken bir koyun sürüsüne rastlar;Odysseus'un savaşçıları diye saldırır.Bir bölümünü öldürür.Büyük bir koçu da Odysseus sanarak ağaca bağlayıp işkence eder.Bir süre sonra kendine gelir.Geçici çılgınlığını onursuzluk sayar.Uludağ eteklerinde yaşamına son verir.

Karagöz ile Hacivat'la ilgili Söylence
Karagöz, Batı Trakya'da Smakol adlı bir kentte yaşar. Demircidir. Sonradan Kırklareli'ne gelir. İstanbul'a geçer ve iş arar. Hoş sözlü ve nükteden kişidir. Bizans İmparator'u ile görüşmeyi başarır. Ancak iş bulamaz. İmparator onu, Türk olduğu için, Konya'ya Selçuklu Sultanı Alaeddin'e gönderir. Karagöz, saray hokkabazları aracılığıyla sultanla görüşür. Yine bir iş bulamadan Kırklareli'ne gönderir. Aradan yıllar geçer. Selçuklu devleti yıkılır. Orhan Bey Bursa'yı alır.
Bunu duyan Karagöz, eşini ve çocuklarını alarak Bursa'ya varır. Demirtaş köyüne yerleşir. Demirci olduğu için yapı taşlarını birbirine bağlayan demirleri yapmakta da ustadır.
Orhan Bey Bursa da bir cami yapmasını buyurur. Ustabaşlığını, Hacı İvaz Ağa (Hacivat) adında birine verilir. Karagöz görevlendirilir. İlk günler, sessiz sedasız, çalışır. Öbür çalışanlarla yakınlık kurunca, nükteli konuşmalarıyla çevresini eğlendirmeye başlar. Bir süre sonra, Hacı İvaz Ağa ile de yakınlık kurar. Eğlenceli söyleşilere başlar. Onlar konuşurken tüm çalışanlar izler ve işler kalır.
Orhan Bey, bir gün yapım alanına gelir, kimseyi göremez. Tüm çalışanlar, Karagöz ile Hacı İvaz Ağa'nın önüne toplanmış kahkahalarla onların konuşmasını izlemektedirler. Cami yapımı gecikmiştir. Duruma çok kızar. Karagöz'ün başını vurur. Karagöz, Çekirge yakınlarına gömülür.

Şeyh Küşteri Söylencesi
Orhan Bey,bir zaman sonra Karagöz'ü öldürttüğüne pişman olur.Olay halk arasında da hoşnutsuzluk yaratmıştır.Hacı İvaz'ı aratır. Hacı İvaz,Karagöz'ün başına gelenlerden korkarak Hac'ca gitmiş,yolda eşkıyalarca öldürülmüştür.Malları ,Şam'da satılır.Katiller köpeğinin yardımıyla bulunur ve asılır.
Orhan Gazi Şeyh Küşteri, adında bir kişinin Karagöz ve Hacivat'ı tanıdığını ,konuşmalarını bildiğini öğrenir.Şeyh Küşteri'yi çağırtır, aralarında şöyle bir konuşma geçer:
-Siz Karagöz'le Hacivat' tanıyormuşsunuz
-Evet
-Bunların hallerini bana anlatın.
-İzin verirseniz size onların hallerini bir oyunla canlandırayım.
Bundan şeyh Küşteri ,bir çanak, bir kül,biraz zeytinyağı ve bir de Ak tülbent ister.Kül ve zeytinyağını bir çanağa koyarak bir meşale yapıp,yakar.Tülbendi gerer ve ışıkla perdenin arkasına geçer.Sağ pabucuyla Kargöz'ü ,sol Pabucuyla Hacivat'ı canlandırır.Önce Hacivat'ı perdeye getirir.Osmanlıca Farsça bir dille konuşturur.Karagöz Hacivat'ın sözlerini anlamaz,ters ters yanıtlar verir.Söyleşileri böylece sürüp gider.
Orhan Gazi bu söyleşileri çok beğenir.Her zaman oynanmasını buyurur.Şeyh Küşteri bundan sonraki oyunlarda ,Karagöz ve Hacivat'ı eski giysilerle ,deri üzerine işler ve böyle oynatır.

GEYİKLİ     BABA     SÖYLENCESİ
Bursa'nın alınışı sırasında kimi ermişlerin düşmanı yararak askerlere yol gösterdiği inancı yörede yaygındır.Bu ermişlerden biri de Geyikli Baba dır.Geyikli Baba Azerbaycan'ın Huy Kasabası'ndandır.Bir geyiğin sırtında Bursa 'ya girmiştir.Altmış okkalık kılıcıyla düşmanı yararak askerlere yol açar.Bursa alınıncaya kadar savaşı sürdürür.Gün batarken Bir kestane ağacının yanında yiter.savaşa nasıl katıldığı anlaşılamaz.Bursa alındıktan sonra Uludağ'da geyiklerle yaşadığı söylenir.
Orhan Bey iki yük rakı ve iki yük şarap göndererek ,onu huzuruna çağırtır.Geyikli baba bunları bir kazanda kaynatır.içine pirinç atarak zerde yapar.Bir çanak ta Orhan Bey'e göndererek gelemeyeceğini bildirir.Nedenini de şöyle açıklar:
-Dervişler göz ehlidir,gözetirler.Vaktinde giderler ki duaları makbul ola.
Bir süre sonra bir kavak fidanıyla Bursa'ya gelir.Onu saray avlusuna diker.Durum Orhan Bey'e haber verilir.Orhan Bey gelir ve dikilen fidanı görür.
Geyikli baba şöyle der:
-Uğur saymamızdır.Durdukça dervişlerin duası sana ve soyuna makbuldür.
sözünü bitirir bitirmez oradan ayrılır.Orhan Bey de ardından giderek oturduğu yere varır.eliyle İnegöl yöresini göstererek:
-Geyikli baba :Bu İnegöl çevresi tümüyle senin olsun,der.
-Mülk mal Allah'ındır.ehline verir.Biz onun ehli değiliz,diyerek kabul etmez.
Orhan Bey:
-Ehli kimdir? diye sorar.
Geyikli baba
-HakTeala dünya mülkünü senin gibi hanlara ısmarladı.Malı da iş ehline ısmarladı ki birbirleriyle iş görsünler.Bizlere gün yeni ,nasip olan rızk daha yeni,karşılığını verir.
Bu arada bir tepeciği göstererek,oranın dervişler avlusu olmasını ister.
Aradan uzun yıllar geçer,derviş ölür.Orhan Bey ona kubbeli bir mezar yanına da bir tekke ve bir mescit yaptırır.Yöre halkının atak yeri olan tekke,Geyikli baba tekkesi olarak anılmaktadır.

Çekirge Sultan söylencesi
Çekirge yoksul bir adamdır.Akşamlara kadar hamam kapılarında avuç acar.Günün birinde hamamdan çıkan bir kadın küpelerini yitirdiğini anlar ve ah vaah etmeye başlar, durumu anlayan çekirge kadına küpelerini yıkandığı kurnanın yanındaki delikte saçlarına sarılı vaziyette bulunduğunu söyler.
Gerçektende küpeler söylenen yerde bulunur zamanla çekirgenin namı Bursa'ya yayılır.sultan Murad Çekirge'yi çağırtır.Bilincini sınamak için ona iki soru sorar ikisini de bilir,sonra da avucunda ne olduğunu sorar çekirge durur ve bir sıçrarsın çekirge iki sıçrarsın çekirge derken onu da bilir. Padişah tarafından ödüllendirilir ve kendisine "Sultan" unvanı verilir.Sultan'ın bilicisi olur.

Sarı Kız söylencesi
Sarı kız annesiyle oturmakta ve çobanlık yapmaktadır.Günün birinde dağlarda hayvanlarını otlatırken bir ses duyar dinler:
Sarı kız sarı kız geleyim mi? Kız korkar eve gelir.Anasına bir şey söylemez.Aynı ses  ard arda üç gün devam eder.Sonunda annesine açılır.annesi buna bir anlam veremez."gel deyiver, bakalım ne olacak" der.Kız ertesi gün "gel" deyiverir.Ses yine sorar "harlayarak mı Gürleyerek mi geleyim?"
-"Harlayarak gel" der demez yamaçtan sıcak sular akmaya başlar.Meşhur Bursa kablıcaları böyle oluştuğu söylenir.

Kara Demirtaş Hamamı
Demirtaş köyünde bir hamam vardır.Hamamın sahibi Hacca gitmek ister oğluna :
-Bizim hamamı tılsımlı bir yılan ısıtır.Her gün şuraya bir tas süt bırak.Kesinlikle dönüp ardına bakma, der.
Oğlan ilk günler babasının sözünü ilk günlerde tutar.Ama daha sonra merakı ağır basar.Sütü koyduktan sonra gözetlemeye başlar.büyükçe bir yılanın sütü içmeye geldiğini görünce korkar.Bir taş atarak yılanın kuyruğunu yaralar yılanda oğlanı sokar ve öldürür.
Adam Hac'dan dönünce oğlunun öldüğünü görür.Zamanla tekrar hamama giderek hamamı ısıtması için yılana yalvarır ama yılan gelmez.Adamın  ısrarlı beklemeleri ve yalvarmaları üzerine Bir gün tekrar yılan gözükür adam yine dost olalım sözü üzerine yılan:
-Sende evlat acısı bende de bu kuyruk acısı olduğu sürece biz bir daha dost olamayız,iyisi mi sen var rızkını başka işte ara der ve ortadan kaybolur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder